Özel Arama



Bizi biz yapan duygularımız

9/12/2007 - Yaz Güneşime

Kategori: DENEME

   Ah be başımın tatlı belası, ah be dünya tatlısı, seni nasıl özledim bir bilsen.

    Sen olmayınca; ne sabahları uyanmamak için nazlanmanın, ne de sade kahvenin tadı olmuyor. Eskiden sırf sen uyandır diye saati duysam da uyanmak için beklerdim, şimdi sabahları canım kalkmak istemiyor. Tüm bunları sende özlüyor musun? Yeni çorapların, karışan eşyalarımızın başındaki çekişmelerimizi, senin dolabında karışıklıktan hiçbir şeyi seçemeyip küplere binişimi,  ben çok özlüyorum kır çiçeğim.

Hatta haklı olduğum halde istediğin olmadığı için bana surat asışını bile özlüyorum.

Bana yine tebessüm ettirdin, sana boşuna içimin gülen yüzü demiyorum, Yılmaz Erdoğan kızına demiş bende sana. Sen, benim sadece kardeşim değilsin ki; arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, kızımsın bazen kızgınlığımsın. Kısacası canımsın….

    Gittiğin yerde çok mutlu olmanı diliyorum. Neden olmayasın ki, bendeki de laf mı şimdi? Sevdiğin ömrünü geçirmek istediğin adam yanında…

    Seni benden aldığı için kızacağım ona, o kadar sevimli, o kadar iyi niyetli, öyle güzel bir kalbi var ki, şeytan tüylüye kızamıyorum.  Hem eniştem sana benden daha güzel bakıyor.

 En iyisi orada kal, sen mutlusun ya gerisi boş.

Buralar seni çok özlüyor, annemle ara sıra kulaklarını çınlatıp, özlemle anıyor, birde düğün resminize bakıp “ şunlara bak nasılda birbirlerine yakışıyorlar ” diyerek kendimizi avutuyoruz.

Ee hasret bu çekmek kolay değil de, başa gelen çekiliyor. Başka şans bırakmadınız ki, şu garip anne ile ablaya. Yine çenem düştü diyeceğim, “hadi oradan kalemin düşmüştür” diyeceksin.

Ne yapalım küçük peri konu sen olunca, ne yazılacaklar bitiyor, ne söylenmeyi bekleyen sözler.

    Bir saate kadar burada olursunuz herhalde, hele bir gel, gününü göstereceğim sana. Kapıdan girer girmez boynuna sımsıkı sarılacağım, sen yine titreyeceksin sarıldığında.

Bak şimdi aklıma ne geldi. Sen küçük bir kız çocuğuyken, bana elini uzatır “ abla elimi tutsana” derdin ve daldaki yaprak gibi titrer “ hiç bırakma… Bu elleri hiç bırakma ablacım, nerede olursan ol bir elini kalbini üstüne koy, diğer elini de bana uzat ve beni düşün uzanan elini hissederim, ben öyle yapıyorum uzaklara gittiğinden beri ve şu anda sevgimden titriyorum” derdin.

    Şimdi, sende öyle yap meleğim. Beni çok özlediğinde ya da ne bileyim işte kafana bir şey takıldığında, biri seni üzdüyse (umarım kimse üzmez) koy elinin birini kalbinin üstüne, diğer elini de bana uzat ve yanında olduğumu düşün. İnan, ben senden uzaklarda olmak zorunda kaldığım en zor günlerimde bana uzattığın elinle, yüreğime dokunan yüreğinden güç alıp ayakta kaldım.

    Aman ya, yine aynı şey oldu işte. Afedersin küçüğüm kendimi duygusala bağladım. Devrelerim arıza yapmadan modumu değiştirsem iyi olacak. Sana hep güzel şeyler anlatmak istiyorum.

Geçen hafta bizim çocuklarla birlikte yeni açılan alışveriş merkezindeki sinemaya gittik. Salon çok güzel olmuş, filmde çok güzeldi. Beyaz Melek, mutlaka izleyin tavsiye ederim. Film bitti salondan çıktık. O da ne? Bizim Muzocan isme dikkat et Muzocan diyorum. Duygusallıktan nefret eden cancan bile çok duygulandığını itiraf etti. “Abicim bu film delikanlıyı bozacak duygulandım” dedi inanamadık, hala hayretler içindeyiz.

Sonra alışveriş merkezinde biraz gezelim dedik, seans saatine yetişeceğiz derken inansın yapışıp kalası gelen vitrinlerdeki beğendiğimiz kıyafetlere yapışamamıştık. O akşam Kaan’a fitilli kadife bir ceket aldım. Baba ceketlerinden, bayramda giyer. Çokta yakışacak yakışıklı oğluma. Geldiğinde gösteririm ceketi.

    Kaan dedim de aklıma geldi; iki gün önce aşı olmuşlar “diğer aşıdan sonra olduğu için eh işte acıdı biraz, birazda ağladım” diyor. O’da büyüyor be Tuba halası. 2. Dişide çıkmış, ilk dişi oynarken düştüğü için çöpe atmıştı bizde çok merak ettiğimizi söylemiştik ya, küçük beyimizin ikinci dişini hamburgerin üstünde kalmış. Bu defa saklamış, bayramda Balıkesir’e gelirken yanına alacakmış.  Bize gösterecekmiş. Belki sana saçma geliyor tüm bunlara mutlu olmam, ama olsun ne yapalım nasıl olsa bir gün anlayacaksın. Dile kolay senden 7 yaş daha yaşlıyım. Bu hasta ve yaşlı kadını idare edeceksin.

Neyse bebeğim anlatacaklar, söylenecekler bitmez. İşten yeni geldim, yorgunum birazda acıktım. Sonra yine devam ederiz.

Yoldasınızdır herhalde, hem sen gelmeden bu sayfaları katlayıp kenara koymalı, geldiğinde eline vermeliyim ki, adı mektup olsun.

Bana bak, okuyup ağlamak, zırlamak yok anlaştık mı? Eskiden öyle yapardın, yaşlar gözlerinden akıverirdi. Yeni halin nasıl göreceğiz bakalım.

   Hadi sağlıcakla kal meleğim.

                                                 "İçimin gülen yüzü"

                                                                "Yaşanılası iklimim"

                                                                                      İyiki varsın.

ŞEBNEM SUNAY

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1/12/2007 - Senin Kadının Olmak

Kategori: DENEME

 

   Sen; hiçbir zaman benim olmadın, olmayacaksın da biliyorum…

Sen; ne kadar koşsam da, tam yetiştim derken uzaklara kaçıp giden tatlı bir rüyasın.

Hep tatlı bir rüya olarak kalacak, hayallerde umut çiçekleri açtıracaksın…

Kendimi, O’da beni seviyor diye yalandan tesellilerle kandıracağım. Omuzlarıma yüklediğin onca yüke rağmen, yıldızlı gecelerde gördüğüm en tozpembe düşlerde, yaralarımı sarmaya gelmişçesine acılarıma gülen bir yüzle bakacaksın.

Ben yine sesinin geldiği yöne doğru; ürpermiş tenim, yüreğim ağzımda, soluk soluğa ve telaşlı gözlerle tam bu defa yetişeceğim dediğim, her defasında aynı sonla biten ama umudu hiç tüketmeyen, hasreti hiç dinmeyen sevgilinin, ötelerden uzanan elinin peşi sıra  koşacağım…

    Çocukken izlediğimiz pek bir acıklı siyah beyaz Türk filmlerindeki küçük bir yumurcağın, yıllar önce kendisini dünyaya getirirken yitirdiğini söyledikleri, onun sevgisinin, şefkatinin sıcaklığı nasıl bir duygudur merak edip durduğu, tatmadığı ve aslada tadamayacak olduğu bu duygu, nasıl bir duyguydu? Sadece anlatılanlardan bildiği kadarıyla çocuk kalbiyle her gece uykuya dalmadan önce hayal edip, zihninde ondan başka kimseciklerin göremeyeceği bir resim çizerek, beyazlar içinde meleklere benzettiği o gece gözlü, ay yüzlü kadına, annesine koşup yetişmeye çalışması, yetişip bir defacıkta olsa anne sevgisi nasıl bir şey hissetmeyi arzulaması gibi senin kadının olmayı isteyip bu arzuya asla kavuşamayacağını bilmek ve hayallerle yetinmek. En içten dualarda bir mucize dilemek.

     Hiç bilmiyorum, senin yanında sere serpe tüm kaygılardan arınmış, sadece seni hissederek, konunu soluyarak huzura ermek, öylece olduğum yerde uykuya dalıvermek.

İşten eve döneceğin saati beklemek, o saat geldiğinde çalan zil sesiyle kapıya koşup açılan kapı ardında seni görmek, kocaman bir hoş geldin öpücüğü ile tüm günün yorgunluğunu almak. Sonra, soğuk taşlara basıp da üşütüp hasta olmayasın diye sana terliklerini uzatmak. Çıkarttığın paltonu elinden alıp dolaba asmak.

Sen gelene kadar içine sevgimi de katarak, binbir özenle en sevdiğin yemeklerle hazırladığım soframıza oturmak. Tabağındakinin bittiğini fark edip biraz daha fasulyeden ister misin? Diye sormak. Boş kalan bardağına su doldurmak, acaba yemekleri beğendin mi, tadı tuzu iyimiydi? Merak etmek. Bir, “eline sağlık bir tanecim” deyişinle dünyalara sahip olmak.

 Yemek üstü orta şekerli keyif kahvelerimizi yudumlarken, yanında bir sigara yakmak. Ben sofrayı toparlarken senin TV. Kanalları arasında gezinti molalarımız ardından tekrar bizi yaşamaya başlamak. Senin için hazırladığım meyve tabağını koltuğumuzun yanında duran sehpaya koyup, gülüşmeler eşliğinde hazırladığım meyveleri sana ellerimle yedirmek  ya da ağzına bulaşan tatlının çikolatasını dudaklarımla temizlemek, ardından uzun senli bir geceye dalmak. En sevdiğimiz diziyi merakla birlikte izlemek, reklam aralarında sohbet etmek. İlerleyen saatlerde odamıza çekilip, yeni bir güne koyun koyuna ruhumuzu dinlendirerek hazırlanmak.

     İyi beslensin bol bol vitamin alsın ki, günü iyi ve zinde geçsin diye düşünerek, sabah senden yarım saat önce kalkıp, sana güzel bir kahvaltı hazırlamak.  Gelip yanına öpe koklaya seni uyandırmaya çalışmak, senin uykuya nazlanıyor gibi bana numaralar yapman ve sonra burnumuza gelen mis gibi taze çay kokusuna aldırmayarak sevişmelere dalmak, sonrasında kahvaltımızı tamamlayıp, güzel bir sabah duşu almak…

     Akşam sana bir sürprizim  var diyerek hayır dualarıyla seni işe uğurlamak. Her zamankinden biraz daha özel iki kişilik bir akşam yemeği daveti hazırlamak. Mumlar yanan soframızda şarap kadehini iyiki tanımışım seni diyerek şerefine, mutluluğumuza kaldırmak.

Her akşam, günün nasıldı? Sormak, sıkıntını  paylaşmak. Boynun, sırtın tutulduğunda, bak yine dikkat etmemişsin, kendini çok yormuşsun diye gelen tatlı azarlarla yinede sana kıyamayarak en kıymetli saydığım kremimle sana masaj yapmak.  Yorgunluktan oturduğun yerde uyuyakaldığını görüp üşümemen için üzerine battaniye örtüp, saçlarını okşamak… Uyanmayasın diye öpmeden sadece koklamak… Şekerlemen bitene dek karşına geçip seni seyretmek. Sana bir şey olursa ne yaparım korkularına dalmak ve Allah’a içten içe yalvarmak, ne olur Rabbim sevdiğim adamı koru, O’na bir şey olmasın diye dualar etmek.  Şekerlemen bittiğinde sen uyurken içime salınan kaybetme korkusunun etkisiyle, seni kaybetmeden önce daha da çok sevmek. Her gün yeniden başlamak sana, yeniden tanımak, yeniden anlamak ve her gün sana bir kez daha aşık olmak…

  

    Nasıl bir duygudur ki senin kadının olmak?

  Şebnem Sunay

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

26/11/2007 - SEVMEK BAZEN VAZGEÇMEKTİR

Kategori: DENEME

 

  Birini öyle seversin ki; mutluluğun, artık onun o minicik yağmur ellerindedir. Yaşaman, onun nefes alışında, gülüşün iki dudağının arasında gizlidir. Söylediği her bir kelime şiir olur akar yüreğine, evrende yaşayan tek insan o gibi kalp gözün ondan başkasını görmez. Attığın her adımda onun ayak izleri, baktığın her yerde onun resmi, duyduğun tüm güzel kokularda onun bahar kokusu vardır.

   Her mevsimi ayrı bir tatta yaşamaya başlarsın ve her mevsimin kendine ait bir bahar kokusu varmış gibi hissedersin. Meltemin her  esişinde tatlı bir ılıklıkla sana doğru taşınan ve burnundan girip tüm hücrelerine usul usul sızan, tüm benliğini bedeninle birlikte esir alan.

Gittiğin cafelerde  duvar yazılarındaki manidar birkaç kelime, masaların üzerindeki camların altlarına sıkıştırılmış; sevgililerin, umutsuz aşıkların yazdığı acı ve umut dolu, küçük aşk mektuplarını okur kendine pay çıkarır durursun.

Bazen haline şükredersin böylesine sevebildiğin için, bazen kaybetme korkusuyla için ürperir ve düşünceler yumağına dolanmış bulursun kendini hiç ummadığın bir anda…

   Onu öyle seversin ki; hiçbir karşılık beklemezsin, onun seni sevmesi şart değildir, sadece doyasıya sevebilmenin tadını çıkartırsın. Seni yaşatan umut, bir gün onunda seni sevebileceği ihtimalidir.  

Kimi zaman oda seviyor olsa bile vazgeçmek zorunda kalırsın.

Sevdiğinin mutluluğu için tereddüt bile etmeden kendi mutluluğundan fedakarlık edersin.

Çünkü; gitmek zorundadır, yolunuz aşamayacağınız engellerle doludur…

“yeter ki mutlu olsun, elimde olsa ona ömrümü veririm daha çok yaşasın, bir nefes daha fazladan alsın” dersin.

   Gitme vakti gelmiştir, sandığın, bohçan ne varsa toparlarsın. İçine tertemiz sevginin yardigarı anıları doldurursun ve birde son bakışın suskunluğunun resmini çeker yerleştirirsin hafızanın en unutmayan yerine, umutsuz günlerimde umudum, hüzünlü anlarımda tebessümüm, özlediğimde gördüğüm en güzel düş olsun diye…

   Öyle anlar olur ki, bazen vazgeçersin sevdiğinden seve seve, sırf o mutlu olsun diye…

 

 

 

 

ŞEBNEM SUNAY

 

4 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

2.JPG( www.negatif.com ) Hala vaktin varken, hala nefes alabiliyorken....İçinde kalmasın söylenememiş sözlerin...son; bir nefes kadar yakınındaymış gibi yaşa, içinde tutma, hala dile getiremediğin sevgini... Eğer kırgınsan birine senden af dilemesini bekleme, ilk sen uzat elini tebessüm eden gözlerle...Belki öyle pişmandır ki, kalp kıran utancından bakamıyordur yüzüne...Hadi hala vaktin varken, nefes alabiliyorken, hadi şimdi git sevdiklerine...Kırgındım, sana ama geçti de, eğer hiç söylemediysen sevdiğini, o gün bugündür...Hadi bi

Son Yazılar

Yine çöktü hasretrin içime
Çarşamba - Günün Sözü
Salı - Günün Sözü
Pazartesi - Günün Sözü
Pazar - Günün Sözü
Cumartesi - Günün Sözü
Yağmur
Cuma - Günün Sözü
Perşembe - Günün Sözü
Çarşamba - Günün Sözü
Salı - Günün Sözü
Zangoc’un Karısı (Ses Gelmiyor):))
Pazartesi - Günün Sözü
Yaz Güneşime
Pazar - Günün Sözü
Cumartesi - Günün Sözü
ŞİİR TÜRLERİ
Cuma - Günün Sözü
Perşembe - Günün Sözü
Senin Kadının Olmak
GEÇ KALDIN CANÖZÜM...
Güzel Olan
SEVMEK BAZEN VAZGEÇMEKTİR
SONA DOĞRU YAKLAŞIYORUZ
BİTMİYORSUN...

Kategoriler

Arkadaşlarım

Yumile'ye Kaydet Bunu Kaydet Yumile'ye Ekle Yumile'ye Kaydet <%@ Page Language="C#" AutoEventWireup="true" CodeFile="Default.aspx.cs" Inherits="Default" %> Blog Detaylari